Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2024/466 E., 2025/322 K.
Yargıtay · 11. Ceza Dairesi · E. 2024/466 · K. 2025/322 · 07.01.2025
Ceza HukukuOy çokluğuKarşı oy var
≡
Kısa özet
Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmü istinafta esastan reddedilmiş, dosya temyize gelmiştir. Yargıtay, suçun nitelikli hâli ve 3 veya daha fazla kişiyle işlenmesi nedeniyle alt sınır beş yıldan fazla ceza öngörüldüğünü, bu yüzden sanığa istemi aranmaksızın müdafi atanması gerektiğini belirterek hükmü oy çokluğuyla bozmuştur. Kararda karşı oyda ise zorunlu müdafilikte temel cezanın esas alınması gerektiği savunulmuştur.
Bu özet yapay zekâ ile karar metninden sadeleştirilmiştir; esas olan karar metnidir.
☺Vatandaş için açıklama
Bu dosyada sanık, dolandırıcılık suçunun nitelikli şeklinden yargılandı. İlk derece mahkemesi sanığa hapis ve adli para cezası verdi. Sonra istinaf mahkemesi (bölge adliye mahkemesi) bu kararı değiştirmeyip başvuruyu esastan reddetti.
Dosya Yargıtay’a gelince tartışma, sanığın yargılama sırasında müdafi (avukat) olmadan savunma yapmasının doğru olup olmadığına odaklandı. Yargıtay, suçun niteliği ve kanundaki ceza aralığı nedeniyle bu aşamada sanığa istemi olup olmadığına bakılmaksızın müdafi atanması gerektiğini söyledi.
Yargıtay’a göre bu yapılmadığı için savunma hakkı bakımından hukuka aykırılık oluştu. Bu nedenle karar bozuldu. Bozma demek, önceki kararın yanlış bulunup dosyanın yeniden ele alınması demektir; yani dava bu aşamada tamamen bitmiş sayılmaz.
Karar oy çokluğuyla verildi. Kurulda bir karşı oy da vardı; karşı oyda, zorunlu müdafilik hesabında temel cezanın esas alınması gerektiği görüşü savunuldu.
§Avukat için özet
Temyiz incelemesi, Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.11.2022 tarihli 2022/490 E., 2022/511 K. sayılı nitelikli dolandırıcılık mahkûmiyetine ilişkindir. İlk derece mahkemesi sanığı TCK 158/1-l ve son, 158/3, 62/1, 52/2-4 ve 53 uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 50.000,00 TL adli para cezasına mahkûm etmiş; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi istinaf başvurularını CMK 280/1-a uyarınca esastan reddetmiştir.
Temyiz nedeni, sorgu ve savunma aşamasında müdafi görevlendirilmemesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı iddiasıdır. Daire, YCGK’nın 10.05.2022 tarihli 2022/2-155 E., 2022/321 K. sayılı içtihadına dayanarak, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması hâlinde CMK 150/3 uyarınca istem aranmaksızın müdafi atanmasının zorunlu olduğunu kabul etmiştir.
Somut olayda sanığın seçilmiş müdafii bulunmadığı, ayrıca mahkemece re’sen müdafi tayin edilmediği tespit edilmiştir. Daire, TCK 158/1-l’deki ceza aralığı ve 158/3 uyarınca yarı oranında zorunlu artırım birlikte değerlendirildiğinde alt sınırın beş yılı aştığını, bu nedenle CMK 150/3’ün uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Müdafi atanmaması CMK 289/1-h anlamında hukuka kesin aykırılık sayılmıştır.
Sonuçta BAM kararı, CMK 302/2 uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy çokluğuyla bozulmuştur. Karşı oyda ise CMK 150/3 bakımından nitelikli/ağırlaştırılmış hâller değil, suçun temel cezasının esas alınması gerektiği savunulmuştur.
Künye
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2024/466, K. 2025/322, T. 07.01.2025
Suç
Nitelikli dolandırıcılık
İlgili mahkemeler
Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi · Adliye Mahkemesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi · Gaziosmanpaşa 8. Asliye Ceza Mahkemesi
İncelenen karar
Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 22.11.2022 tarihli, 2022/490 E., 2022/511 K. sayılı kararı
Mevzuat
5271 sayılı Kanun (m. 150, 156, 150/3, 302/2); 5237 sayılı Kanun; 6763 sayılı Kanun (m. 14); 5560 sayılı Kanun (m. 21)
Gerekçe özü
“Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2/155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesi…”
“Somut olayda sanığın yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafiinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156. maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafi tayin edilmediği, sanığa isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L maddesi ve sün cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya dah…”
Hüküm
Bozma — oy çokluğu, karşı oy var
Pratik sonuç
Dosya kararı veren mahkemeye döner; mahkeme bozmaya uyarak yeniden karar verir ya da gerekçesini göstererek önceki kararında direnebilir.
→Yargılama süreci
↺
Yargıtay 11. Ceza DairesiBozma
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle başkaca yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ... ve Üye ...'nın karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
?Uyuşmazlık ve gerekçe
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2/155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesi…
Somut olayda sanığın yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafiinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156. maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafi tayin edilmediği, sanığa isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L maddesi ve sün cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya dah…
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2/155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müdafi atanması gerektiğine karar verilmiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle başkaca yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ... ve Üye ...'nın karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
Atıf yapılan mevzuat
5271 sayılı Kanun (m. 150, 156, 150/3, 302/2)
5237 sayılı Kanun
6763 sayılı Kanun (m. 14)
5560 sayılı Kanun (m. 21)
¶Karar metninin tamamı
11. Ceza Dairesi 2024/466 E. , 2025/322 K.
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/622 E., 2023/3891 K.
SUÇ : Kişinin kendisini sigorta kurumu çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum veya kuruluşlarla ilişkisi olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık
HÜKÜM : Esastan ret
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Temyizin kapsamına göre; Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.11.2022 tarihli ve 2022/490 Esas, 2022/511 Karar sayılı kararı ile sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 158/1-L ve son, 158/3, 62/1, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 50.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin ilam başlığında tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyizi; sanığın sorgusu esnasında müdafi görevlendirilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığına ve beraat etmesi gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2/155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müdafi atanması gerektiğine karar verilmiştir.
Somut olayda sanığın yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafiinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156. maddesi gereğince de Yerel Mahkemece resen bir müdafi tayin edilmediği, sanığa isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L maddesi ve sün cümlesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158/3. maddesine göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca müdafi atanmasında zorunluluk bulunması, aynı Kanun’un 289/1-h maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli teşkil etmektedir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle başkaca yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ... ve Üye ...'nın karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.01.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sanık hakkında kişinin kendisini sigorta kurumu çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum veya kuruluşlarla ilişkisi olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık suçundan TCK’nın 158/1.L, son ve 158/3 fıkrası uyarınca; sanık hakkında neticeden 6 yıl 3 ay hapis ve 50.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ağır Ceza Mahkemesince karar verilmiş ve bu karar istinaf edilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi istinaf talebini reddetmiştir.
Bu karar CMK 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafiilik nedeniyle temyize gelmiştir.
Burada sorun: CMK 150/3 maddesi uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçunun basit şekline göre mi, (TCK 158/1.L,son), yoksa bu suçun ağırlaştırılmış şeklinimi (158/3) esas alarak müdafii mecburiyetini öngöreceğiz..
Gerek 5237 sayılı TCK, gerekse, 5271 sayılı CMK’nın genel sistematiğinde suçların basit şekli, nitelikli hali veya ağırlaştırılmış hal gibi bir ayrım yapmamıştır. Görevli mahkeme belirlenirken, talimat yasağı hali, müdafii mecburiyeti, temyiz edilebilirlik, kesin hüküm ve uzlaşma gibi tüm konularda suçun basit şeklini esas alır, hatta alınmalıdırda, aksi halde somut olaylara göre değişkenliğe yol açar. Hukuki kesinlik, tabii hakimlik ve insanların hukuka olan güvenini sarsar.
Ayrıca Kanun sistematiğine bakıldığında da bu kuralın tek istisnası TCK 66/3 maddesidir. Burada Kanun koyucu açıkken zamanaşımından suçun nitelikli halini öngörmüştür. Ve bu durumdan sınırlı ve tek hal için öngörülmüştür. Aksi halde bunuda öngörmeyebilirdi.
Bu nedenlerle: CMK 150/3 maddesinde öngörülen müdafi mecburiyeti, suçun temel halinde öngörülen cezaya göre tespiti gerekeceği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
UYUŞMAZLIK KONUSU: Zorunlu müdafi tayininde 5271 sayılı ceza muhakemesi usul kanununun 150/3 maddesinde belirtilen 5 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda 5 yıllık sınırın tayininde ağırlaştırıcı nedenlerin dikkate alınıp alınmayacağına ilişkindir
ÇOĞUNLUK GÖRÜŞÜ: Atılı suçun niteliği, sanık maddeleri ve uygulamaya göre kendilerini vekille temsil ettirmeyen sanık/sanıklara istemleri aranmaksızın zorunlu müdafii atanmamasının hukuka kesin aykırılık oluşturduğu yönündedir.
İLGİLİ YASAL MEVZUAT:
Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde;
"Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin giine kadar adlî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Aynı Kanun'un 158. maddesinde ise;
"(1) Dolandırıcılık suçunun;
l) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,
İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.
(2) ...." şeklinde dolandırıcılık suçunun nitelikli hâlleri sayılmış ve söz konusu 158. maddeye 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile de;
"Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır." şeklinde üçüncü fıkra eklenmiştir.
5271 sayılı CMK’nın müdafi görevlendirilmesi başlıklı 150. maddesi,
"(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklindedir.
KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇ:
Bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında öncelikle kanunun sistematiği ve normları dikkate alınacak, bu belirleme yapılırken kıyas ve yorum yoluna başvurulabilecektir. Ceza muhakemesinde kıyas ve her türlü yorum mümkün olmakla birlikte, temel hak ve özgürlükleri daraltan normlar ile istisnai normlarda kıyas yasağı mevcuttur. Kanun koyucunun düzenlediğinin aksine sonuçlara ulaşmaya izin verecek şekilde, kıyas veya yorum yoluyla temel hak ve özgürlüklere ilişkin normları daraltıcı, istisnai normları genişletici şekilde hareket etmek mümkün değildir.(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/11/2022 tarihli 2022/11-436 esas,2022/705 karar sayılı kararı)
TCK'nın 66. maddesinin 3. Fıkrasındaki; "Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur." düzenlemesinde “nitelikli hâller” tabiri kullanılırken, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Mahkemenin görevinin belirlenmesi" başlıklı 14. maddesi ise; "Mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur." şeklinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu burada bilinçli bir şekilde “ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler” tabirini kullanmıştır.
TCK'nın 158/3. maddesi iki durumda uygulanabilmektedir. İki durumda da artırım oranları birbirinden farklıdır. Buna göre verilecek ceza, birinci olarak dolandırıcılık suçlarının üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde yarı oranında, ikinci olarak ise suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde bir kat artırılacaktır. TCK’nın 158 Maddesinin 3 fıkrası, 157. ve 158. maddelerinin ortak arttırım nedenidir. Basit veya nitelikli dolandırıcılık suçunu işleyen kişiler dikkate alınarak cezada arttırım öngörülmüştür. Dolayısıyla TCK 158/3 maddesini nitelikli hal olarak değil ağırlaştırıcı neden olarak kabul etmek gerekir.
Somut olayda; sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan Kamu davasında sanığın savunmasının alınması amacıyla 22.11.2022 tarihli celsede Gaziosmanpaşa 8. Asliye Ceza Mahkemesi ile SEGBİS yoluyla bağlantı kurulduğu ve ilk derece mahkemesince CMK 147. Maddesindeki hakları hatırlatılan sanığın müdafi bulunmaksızın savunmasının ve ek savunmasının alındığı belirlenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrasında 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile "Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hiikmii uygulanır." "şeklinde getirilen düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarihli ve 950-436; 06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarih ve 2018/16-270 Esas, 2020/498 Karar, 05.11.2020 tarihli ve 2018/16-53 Esas, 2020/446 Karar, 19.11.2020 tarihli ve 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırılması, suçun daha ağır cezayı gerektiren ağırlaştırıcı nedenlerin zorunlu müdafılik tesisinde esas alınacağı yönünden açık bir yasal düzenlemenin de bulunmaması, sanığa atılı suçun temel cezasının 5 yıldan az olması nedeniyle sanığa zorunlu müdafi tayini gerekmediğinden sanığın savunma haklarının kısıtlanmadığı, bu nedenle işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, "sanığa zorunlu müdafi atanması gerektiği ve savunma hakkının kısıtlandığı" gerekçesiyle sair yönler incelenmeden hükmün bozulması yönündeki çoğunluk görüşünün yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu sayfadaki açıklamalar bilgilendirme amaçlıdır, hukuki görüş veya avukatlık hizmeti değildir.
Benzer bir durum mu yaşıyorsunuz?
Olayı kendi cümlelerinizle yazın; doğrulanmış Yargıtay kararları arasında anlamına göre arayalım.
Çerez tercihiniz
MRHUKUK, sitenin güvenli çalışması için zorunlu çerezler kullanır. İzin verirseniz hangi sayfaların ziyaret edildiğini ve sitenin nasıl kullanıldığını anlamak için Google Analytics analiz çerezlerini de kullanırız. Reklam çerezi kullanmıyoruz ve arama metinleriniz Google'a gönderilmez. Ayrıntılar için KVKK aydınlatma metni.